Eyl 01

Hadi gidiyorsun
Yürekten kan gidiyor,sen gidiyorsun
Herşey gidiyor
Gökte bulut,dağda kar,düzde kervan gidiyor
Solgun bir gül oluyor insan
Bir demet kar çiçeği ölüyor,sen gidiyorsun
Ne ucuz yaşıyorsun,ne kolay
Bir kristal gibi ellerimden düşüyorsun
Bakma öyle
Ben kanıyorum sen üşüyorsun

Kolay değil bir yalan bu
Yaralayan koca bir yalan
Yalan işte
Sevdiğim yalan
Şarkılardan arta kalan ve sabah buğusu
Ve tarla faresi ve ekmek derdindeki işçi kalbi gibi
Yumuşacık sıcak bir yalan

Islak gözlerimle geçiyorum
Yaralı bir ceylanın kalbinden
Ceplerimde kül var
Bir yangından arta kalan

Sorduğum adreslerde kimse oturmuyor
Ve kimse olmuyor ben sorduğum zaman
Herşey bir yalan gibi yandığı zaman
Yalnız olduğunu anlıyor insan
Anladım ve geçtim
Yaralı bir ceylanın kalbinden

Aynamı kırdım,fotoğraflarımı yaktım
Nasıl da acımasızdım tatralarıma karşı
Nasıl da umarsız

Su gördüm düşümde
Karanlıktı ve gürültüyle çağlıyordu
Ceplerimde kül vardı ve yanıyordu
Sonra sabah oluyor
Ve bir ceylan kalbinde alem ağlıyordu

Hayır,diyordu bir dağ köylüsü
Hiç bir şey için geç değil
Ve geç değil
Birşey için hiçbirşey
Birşey vardı öyleyse,birşey
Beni çeken
Güneşin dağdasından uzağa
Kocaman çayırlara çeken birşey
Gümrah ırmaklara
Sonra sıcağa sonra acıya
Sonra yaralarıma merhem olmaya kapıma dayanan
birşey

Tutsana beni bırakmasana
Olsun,yaralasana
Olsun,ağrısada
Yalan da olsa kalsana

Dağ köylüsü aşkın olduğu yerde ben varım
SEN OLMASAN DA ben varım
Yağmur yağar,saçlarım filizlenir
Bir yıldız düşer omuzlarıma
Islık çalar,ıslanır,şarkılarımı söyler geçerim kapımdan
Camların buğusundan ve yağmurun kokusundan

Tanırlar beni
En iyi YALANLARINI alırım onların
Adresler sorarım kimseler oturmaz orada
Ve kimseler olamz ben sordukça

Dağköylüsü
Şimdi gidersen
Şimdi git
Kalırsan şimdi


Etiketler: ,
Eyl 01

Yağmur sonrası karanlıkta bir şehir

İçinde ben.

Şarkılar çalıyor taksilerin teyibinden

Giderken sen…

Tüyleri ıslak kuşlar su içiyorlar çeşmelerden

Kimsenin umrunda değiliz,

Ne aşk

Ne ben.

Bir şey olmamış,bir yerinden vurulmamış gibidir şehir.

Her gidiş niye birbirine benzer.

Arabaların camlarını siler tinerci çocuklar

Bir sigara parasına ömrümü anlatırım

Belki onlar dinler

Çekip gidişin hangi şarkıya benzer

Bulup çıkarırız karanlıkta bir şehrin içinden

Çocuklarla beraber

Neden kimsenin umrunda değiliz

Neden

Ne aşk

Ne ben

Islık çalmayı bilseydim

Birazda kahretmeyi

Hayır aç değilim diyebilmeyi

Canım istemiyorlarla çekip gitmeyi

Denizi seyretmeyi kıyıdan

Martılardan dilek tutmayı becerebilseydim

Belki kolay olurdu sensizlik

Belki benide alırdı koynuna hasretin derin boşluğu.

Yapabilseydim,kapıyı ardından ben kapayabilseydim

Camlara vurabilseydim öfkesini sensizliğin

Kırıp dökebilseydim senin gibi

Birde ayrılığı sevseydim olurdu sanki.

Şu senin gidişin biraz üzmeliydi yağmur sonrası bu şehri

Elimi tutmalıydı beyoğlu

Koluma girmeliydi üsküdar

Geçer demeliydi bakinin kahvesi

Sinema afişleri gönlümü almalıydı

Göz kırpmalıydı fatihin ana caddesi

En azından kadıköy biraz ağlamalıydı

Olur demeliydi galata

Samatya yanımda yürümeliydi tren raylarıyla

Saçlarımı okşamalıydı kasımpaşa

Aşk böyledir demeliydi bakırköy mesela

Yüzüme rüzgarını sürmeliydi eyüp sultan

Eminönü oturmaya gelmeliydi bütün kuşlarıyla

Tophane demli bir çay söylemeliydi en kırılgan anımda.

Yağmur sonrası bu şehri kolkola geçmeliydim bütün arkadaşlarla

Bir şiir yazabilmek için kocaman yalnızlığa

Bunun için isterdim bu şehri yanımda

Yağmur sonrası karanlıkta bir şehir

İçinde ben

Şarkılar çalıyor taksilerin teyibinden

Giderken sen…


Etiketler: ,
Eyl 01

Yıllardır bozbulanık suları yudumladım
Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım

Hasretin alev alev içime bir ân düştü
Değişti hayal köşküm, gözümde viran düştü
Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

Zaman, ayaklarımda tükendi adım adım
Heyûla, bir ağ gibi ördü rüyalarımı
Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım

Yağmur, gülşenimize sensiz, baldıran düştü
Düşmanlık içimizde; dostluklar yaban düştü
Yenilgi, ilmek ilmek düğümlendi tarihe
Her sayfaya talihsiz binlerce kurban düştü

Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
Bir cezir yaşadım ki, yaşanmamış, mâzide
Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım

Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
Yarılan göğsümüzden umutlar bîcan düştü
Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
O mücellâ çehreni izleseydim ebedî
Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü
Baykuşa çifte yalı; bülbüle zindan düştü
Kâtil sinekler deldi hicâbın perdesini
İstiklâl boşluğunda arılar nâdân düştü.

Bazen kendine âşık deli bir fırtınaydım
Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
Mazluma sürgün evi; zâlime cihan düştü
Sana meftûn ve hayran, sana râm olanlara
Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü

Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryâdım
Tereddüt oymak oymak kemirdi gurûrumu
Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
Kırıldı adâletin kılıcı, kalkan düştü
Mahkûmlar yargılıyor, hâkimler mahkûm şimdi
Hakların temeline sanki bir volkan düştü

Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

Sensiz, tutunduğumuz dallardan yılan düştü
İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü
Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
Sensizlik diyârından püsküllü yalan düştü

Madenî arzuların ardında seyre daldım
Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
Tersine döndü herşey sanki; âsûman düştü
Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayalî
Hazîndir ki, dertleri aşmaya ummân düştü

Saatlerin ardında hep kendimi aradım
Bir melâl zincirine takıldı parmaklarım
Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım

Sensiz, ufuklarıma yalancı bir tan düştü
Sensiz, kıtalar boyu uzayan vatan düştü
Bir kölelik ruhuna mahkûm olunca gönül
Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

Yağmur, birgün elimi ellerinde bulsaydım
Güzellik şâhikası gülümserdi yüzüme
Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım

Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryân düştü
Toplumun gündemine koyu bir isyân düştü
İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
Sensizlikten bozulan dengeye ziyân düştü

Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

Yağmur, sayrılığıma seninle dermâan düştü
Beynimin merkezine ölümsüz fermân düştü
Silindi hayalimden bütün efsûnu ömrün
Bir dönüm noktasında aklıma Rahmân düştü


Etiketler: ,
Eyl 01

Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Bugün Pazar
Daha uyanmadı komşular
Damların üzerinde kuşlar
Daha rahatlar
Radyolarda eski şarkılar çalıyorlar bu saatlerde
Gönül penceresinden ansızın bakıp geçenlere doğru
Yağmur da var
Çok sevdiğim rüzgar da
Daha uyanmadı komşular
Bugün Pazar
Ve ben seni çok özledim

Dışan çıkmak istiyor canım
Tek başına haytalık etmek
Islanmak Pazar sabahında yağmurda
Boş caddelerde dolaşmak
Vitrinlerine bakmak mağazaların
Sinemaların afişlerine
Sokakların isimlerine
Telefon kulübelerinde uyuyan çocuklara
Bir merhaba demek sessizce
Sahilde martılara simit atmak
Otobüslerin ilk seferlerine binmek
Gitmek istiyor canım
Hayatın gittiği yere…

Islık çalıp şarkılar uydurmak kendi kendine
Fırından taze ekmek alıp
Buğusunu çekmek içine
Ve ben seni çok özledim

Tam böyle bir şey
Çiçeğe su yürümesi
Bebeğin ağlaması
Toprağın uyanması
Yağmurun yağması
Ateşin sıcağı
Bu Pazar sabahı
Tam böyle bir şey
Bir sabahçı kahvesine uğramak
Bir bardak çay
Taze dem kokusu
Hayatın atardamarlarında dolaşmak
Bölmeden şehrin uykusunu
Bir siir yazmak
Pazar bulmacasının boş karelerine
Şiirde tam da bunu anlatmak delice
Tam böyle bir şey
Hesapsız gölgesiz bedelsiz kimsesiz
Bir şiir yazmak
Bir bardak çay içmek
Sokaklarda gezmek
Yağmurda ıslanmak
Ve ben seni çok özledim!.


Etiketler: ,
Eyl 01

Şimdi gidiyorsun git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim onlar da gitsin
İçimde bir şarkı
Gözünde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi sevdiğim anlarda gitsin
Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden
Sevdiğimiz şarkıları da
Pencereme konan yusufcuklarıda
Bana karanlığı bırak
Beni bırak beni böyle bırak
Böyle ansızın, böyle yakışıksız
Böyle anlamsız, böyle dağınık
Öyle kapıda susuşum
Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşum
Koy beni sensizliğe
Ve otursun içime kül gibi kor yangını

Şimdi gidiyorsun git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim

Şimdi gidiyorsun git
Bütün sabahları üşüdüğüm
Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin
İçinde bir şarkı
Gözünde bir ışık kalmıştı her şeye inat
Kapat gözlerimi sevdiğim anlarda gitsin
Şimdi gidiyorsun git
Hadi git
Hepsi hepsi bir sevda benimkisi al da git
Hadi kanatma
Hadi yıkma
Hadi dokunma
Zaten ben seni öylesine sevmiştim


Etiketler: ,
Eyl 01

Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
Sen benim
Ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım
İlk aldanışımsın
Sen benim
İlk ütülü beyaz gömleğim
İlk şiirim ilk kavgam yaşamı ilk farkedişimsin
Sen Benim onyedi yaşımsın

Yazlık sinemanın kapısında
Saçları taralı bir oğlan
Cebinde iki gazoz parası
Gönlüne tarifsiz rüzgarlar dolan
İki filim bu akşam
Birinde Yılmaz Güney oynuyar
Birinde Fikret Hakan
Bak Suat Sayın söylüyor cızırtılı plaktan
Rüyadır gördüğüm bütün ümitler
Gözlerin aklımı perişan eyler
Aşk masalından şarkılar söyler
Beni hülyalara salan gözlerin

Yazlık sinemanın kapısında
Saçları taralı bir oğlan
Bir külah çekirdeği
Mangal gibi yüreği var bilesin

Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
Aynaya ilk bakışım, babamla ilk kavgam
Evden ilk kaçışımsın
Serçeleri sevdimse senden
Minibüslerde muavinlik ettiysem
Bir teselli veri dinlediysem Orhan Gencebaydan
Emirganda çay içtiysem
Tophanede sabahçı kahvelerini öğrendiysem
Nerden bildiysem Şiirlerini Ümit Yaşarın
Pazar sabahları kapının önünden geçtiysem
İçimde kıpır kıpır bu soluk nerden

Sen benim onyedi yaşımsın
Okulu ilk asışım
İlk kez birine gümüş kolye alışımsın
Sen benim
İlk sakarlığım, ilk tuhaflığım, ilk yakalanışımsın
Sen benim onyedi yaşımsım

Mahallenin delikanlısı elleri ceplerinde
Dudağında ıslığı
Başında kavak yelleri
Şarkılar mırıldanıyor
Zalimin zulmü varsa
Sevenin Allahı var
Yeni çıkmış piyasaya
Hayri Şahin ortalığı kavuruyor
Mahallenin delikanlısı, cebinde iki gazoz parası
Yüreğinde garip bir pıtırtı
Alışmaya çalışıyor sana alışmaya
Akşamları işportaya çıkıyor
Bir defter, bir kalem bir de çakı alana
Aynayı bedava veriyor
Yani günler geçiyor
Onyedi yaşının bütün tadıyla

Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli çağımsın
İlk maça gidişim
Cemil Turanı ilk seyredişim, ilk sevincimsin
Ben anamın muskasını nasıl astıysam göğsüme
Öyle güvendiğimsin

Sabahları eskici geçiyor kapıdan
Karşı komşu Nafile Teyze bakkaldan ekmek istiyor
Çocuklar top kovalıyor mahallenin arsasında
Bir bakıyorum cama da iki güvercin konuyor iyi mi
Her şey güzel oluyor
Bu hengane nasıl yakışıyorsa İstanbula
Bana da aşk öyle yakışıyor
Anam koş kapa diyor muslukları
Üç gündür akmayan sular geliyor
Ben onyedi yaşındayım
Hayat benden yana duruyor

Sen benim
Onyedi yaşımsın, deli Çağımsın
Sen benim
Ayakkabılarımın arkasına ilk basışımsın
İlk cigaram, ilk ıslığım, ilk kızgınlığım
İlk aldanışımsın
Sen benim
İlk ütülü beyaz gömleğim
İlk şiirim ilk kavgam yaşamı ilk farkedişimsin
Sen Benim onyedi yaşımsın
Sen benim, sen benim, sen benimsin
Sen benim her şeyimsin
Hiç bir şeyimsin
Hiç bir şeyimsin


Etiketler: ,
Eyl 01

Çocuktum her şeyi anladığımı sanıyordum
Sonra büyüdüm
Bombaların ve bankaların dağlardan ve ırmaklardan
Fazla olduğunu gördüm
Bahçıvanlar generallerden
Menekşeler mermilerden daha azdı
Yenilmişti dünya

Duanın özgürleştiren rüzgarı çekilmişti yüzlerden
İnsanlar doğa değil yönetmelik kokuyordu
Nükleer artıklar ve çok uluslu yalanlarla
Kirlenmişti yüzümüz

Teknolojinin o yok edici
O gri gölgesi düşmüştü yüzlere
Yenilmişti yüzümüz
Ve görüntü aynıydı bütün aynalarda

Herşey çok açıktı
Herkes kimsesiz
Herkes birşeyin yoksuluydu
Hepimiz aynı anda yenilmiştik
Ve şarkılarımız kederliydi

Yanlış bir zamanda mı yaşıyordum
Çekip gitsemi idim
Ne yanlış bir zamanda yaşıyordum
Ne de çekip gidecek bir yer vardı
Heryer aynıydı kaldım
Sürekli çağıran ve ayırım yapmayan toprak
Nasıl olsa beni de çağıracaktı

Masal dünyanın bittiği yerde başlar
Biliyorum eski zamanlarda değiliz artık
Ve masallar böyle anlatılmaz
Biliyorum ben hiç masal yazmazdım
Dünya sisteminin hepimize anlattığı masal
Kötü olmasa bu kadar

Biliyorum bir karınca türküsünden
Daha hafif olacak sesim
Biliyorum insanların birbirine olan
Yabancılığı büyüyecek dünya küçüldükçe
Biliyorum telefonlar oldukça
İnsanlar birbirini görmeyecek
Biliyorum birbirimizi hiç görmeden öleceğiz

Her şey için tek şey diliyorum
Allahın gülleri yakamızı bırakmasın


Etiketler: ,
Eyl 01

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi
şimdi sen, denizi de yazmışsındır
beni beter edeceksin ya
martılarını ve simidini İstanbulun
göznurum
suyun çiçeğe çimene yürüdüğü bir mevsimde
bana umudu yazmana ne hacet
hadi biraz
şehrin şarkısından ve arkadaşlardan bahset

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi
gönderdiğin gibi duruyorum burada
hiç ağlama
ağlamak yakışmıyor haziranda adama
iyi yanları da yok değil ama
bak erken kalkıyorum mesela
gökyüzüne bakabiliyorum arada sırada
arada sırada koymuyor değil
koyuyor hasretlik onca kahrıyla, ama arada
hadi çocuklardan bahset
herkes iyi diye bir yalan yaz mesela
pazar günleri onları güneşe çıkar
ellerinden tut götür uzak bir limana
sevgili karıma da bir gül diziyorum boncuktan
mahsus selam ediyorum bütün arkadaşlara

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi
kimin aklına gelirdi ki
aşkın ve sevdanın hatrına
bir menekşe büyüteceğim iki ranza arasında
sonra türküler öğreneceğim
zulümün, ayrılığın ve turnaların adına
gönderdiğin kitapları da okuyorum
elin değerse ve zor değilse
biraz çimen taze bir gül yaprağı
karımın sesinden çocuklarımın gülüşünden de koy
bir daha ki mektuba
arkadaşların yüreğini de unutma

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi
yağmur da yağıyor mu
ıslanıyor musunuz eskisi gibi
eskisi gibi anıyor musunuz arkadaşınızı
hiç unutmadığım adlarınızı
adımın yanına yazıyor musunuz
bu pazar açık görüş var
çocuklarımı, karımı ve arkadaşlarımı istiyorum
konuşuruz ordan burdan
elleriniz elime yüreğiniz yüreğime dokunur
tamam, biraz da ağlarız
ağlarız işte nolur
mapusluk mevsiminde o kadar olur

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi
gönderdiğin gibi duruyorum burada
hiç ağlama
ağlamak yakışmıyor haziranda adama
iyi yanları da yok değil ama
bak erken kalkıyorum mesela
gökyüzüne bakabiliyorum arada sırada
arada sırada koymuyor değil
koyuyor hasretlik onca kahrıyla, ama arada

mektubun geldi arkadaşım
haziran da geldi


Etiketler: ,
Eyl 01

Bir şey söyle

Denizler tutuşturulduğunda

Dağlar yürütüldüğünde

Bir şey söyle

Yıldızlar semadan bir bir

döküldüğünde üstümüze

Bir şey söyle

Ben seni unuturum

Söyle

Yer başka gök başka olduğunda

Sallanıp çalkalandığında uçsuz

bucaksız sema

Hani biz

ateşin etrafını sarmış

pervaneler gibi olduğumuzda

Bir şey söyle

Unuturum ben seni, söyle

Kalplerde gizlenenler ortaya döküldüğü zaman

Gök yarıldığı zaman

Ne oluyor bu yere dediği zaman insan

Ve kalakaldığında yüzkarası

şiirlerim

Ve sensiz bir zaman

ve ayaklarımızın altından toprak

kayıp

Dümdüz eğildiği zaman

Bir şey söyle

Defterler açıldığında gökyüzü

sıyrılıp

alındığında

Cehennem tutuşturulduğunda cennet

yaklaştırıldığında


Etiketler: ,
Eyl 01

Orada masanın üstünde bir resim
İkimiz denize karşı durmuşuz Üsküdarda
Saçlarımızın üzerinde martılar
Gözlerimizde acemi bir aşk, biraz umut
Ve tuhaf ve çocuksu bir mutluluk
Senin sırtında sarı yağmurluğun
Kadıköyde ucuzluktan almışız
Bende o siyah kazak
Hani bir kedi gibi sokulduğun
Şubat ve yağmur yağıyormuş meğerse
Islatan her tarafımızı
Orada masanın üzerinde bir resim
Yak, bitsin

Orada kapının arkasında bir yazı
Seviyoruz yazmışız birlikte
Harfler nasıl da titremiş meğer ellerimizde
Bir Pazartesi akşamı ben eve dönünce
Tutup öyle yazmışız nereden estiyse
Hep gülüşün, hep sıcaklığın sinmiş harflere
Ne yaptığın çorbanın ne pilavın tadı
Sobayı yakmayı unutmuşuz ne gam
Senin çiğdemler açmış yüzünde sıcaklığın
Orada kapının arkasında bir yazı
Sil, bitsin

Orada sehpanın üzerinde iki bardak
Senin demlediğin çayı içmişiz birlikte
Nasıl da dalgamızı geçmişiz dünyanın bütün dertleriyle
Umudu sürmüşüz ortaya
Kocaman yüreklerimizi bilemiş onca kahıra
Bir masalmış, bir yalanmış gibi korkmuşuz
Sıkı sıkıya yaslanmışız bahtımızın kara yıldızına
Ben tek sen üç şeker atmışım filiz çayımıza
Sonra açıp perdeyi gök yüzünden bir dilek tutmuşuz
Mehtap gülümsemiş deliyürek çocukluğumuza
Orada, sehpanın üstünde iki bardak
Kır, bitsin

Orada odaya saçılmış küçük hatıralar
Ne yana dönsem senden bir parça bir şey
Belki minik kızgınlığın, belki bir gülüşün uluorta
Böreğin altını yakışın,
Düğmemi dikerken iğneyi eline batırışın
Ve saçların, kan gülleri taktığın
Beni mahpus bıraktığın saçların
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Hep o kanepede oturmuşluğun
Şu senin yastığın, şu eşarbın
İşte şu bir Haziran akşamı gitmek için ayaklanışın
Ne yana dönsem bir parça bir şey senden
Orada, odaya saçılmış küçük hatıralar
Git, bitsin

Orada ayaklarının dibinde bir adam
Adam bütün adamlığını dökmüş önüne
Böyle kaç gün yana kaç gece ayaklarının dibinde
Öyle kolay mı öyle kolay gitmek
Her şeyi bu İstanbulu o sevdiğin adaların kokunusu
Mısır çarşısını Eminönünün balık ekmeğini
Beyoğlunun sinema salonlarını
Birlikte beklediğimiz
Yirmisekiz numarayı unutmak öyle kolay mı
Öyle kolay
Orada ayaklarının dibinde bir adam
Kov, gitsin

Orada, çekmecede altıotuzbeş bir silah
Babadan kalma
Hani bir bayramda saydırmışız havaya
Sen biraz ürkek sokulmuşun omzuma
Kuşlar havalanmış,
Bütün güvercinleri İstanbulun
Giderken galiba bir beni bir de bunu unutmuşsun
Orada altıotuzbeş bir silah
Ve burada zaten öldürdüğün bir yürek
Vur, bitsin


Etiketler: ,